aytim
06.12.10, 08:12 AM
Ayrılıkla şereflendirilmiş iki esir yürek.Göğsünde söz verilmişliklerin bir bıçak yarası gibi parladığıiki süngüsüz asker.Oysa bayram sevinçlerimiz vardı yüzümüze “ gülüş “ diye taktığımız.Oysa baca dumanlarının bile yüzündeki masumluğunu kirletemediği beyaz düşlerimiz vardı ardında “ hayat “ diye koşuşturduğumuz...
[Only Registered Users Can See Links]
Hatıralar mısın seninle tanıştığımız günü...Fırtınalı bir zamandı..
Yorgun bir gün sonrası akşamın karanlığına gizlenmiş iki yetim yürektik ikimiz.Ürkek bakışlarımız vardı..Saklı cümlelerimiz, yaralı geçmişlerimiz.
Sen,
mavi sulardan alınıp tozun toprağın içinde yaşatılmaya çalışan bir balık kadar çaresiz.Ve ben tüm umutları alabora olmuş bir balıkçı kadar ümitsiz.Acılarımız ortaktı, umutlarımız ise yalnızlığa prangalı..Ama pes etmedik.Önüne gelen herşeyi gölgesinin önünde diz çöktüren rüzgara bile bel bükmedik biz.Yüreğimizi kalkan bilip sonuna kadar savaştık aşkımıza zaman biçen herşeyle .
Şimdilerde,
Şimdi sensizliğin akşamını demlemekteyim hayatın isli çaydanlığında..Kim bilir ben bu satırları yazarken satırlara, sen dört duvar arasında sana biçilmiş “ mutluluk” rollerinde oynamaktasın..Sahne de sen..Başrollerde sen..Oysa ben senin yarım bıraktığın bu aşkın ayrılığa kalansız bölünen acılarında bana verilen repliklerini oynuyorum…Perdelerin ardında sözlerini unutmuş figuran gibi her gece sensizliğin içinde senli hatıralarımı oynuyorum..Ve kalabalık sokaklarda karşılaştığım her kadın gözüne yenilmişliğimin ilanını karalıyorum on puntoluk harflerle…Şimdi yüreğimin seni seven kepenklerini indirip baktığım her kadının gözlerinde “ sana gecikmişliğimi“ görmek için üzerime suskunluğumu giyiniyorum..Ve gördüğüm her gözde anlıyorum ki; biz iki yakası hiçbir zaman birbirine kavuşmayacak iki uçurumuz..Biz seninle aynı cümlede iki yabancıyız artık…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de. Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, okudun okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki “söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım. ...
Geçmişim selamımı alır mı bilmem ama bildiklerim canımı yakıyor..!Bildiklerimin sancısıyla kıvranmaktansa,bilinmezliğin karanlığında yolumu bulmayı tercih ederdim oysaki..!
" Oysa " lar," keşke " ler zehir tadında...
Kurumuş bir gül yaprağından medet umar haldeyken,hangi bestenin notalarına teker teker şiir yazsam da kurtulsam bu karanlıklardan ?
Sorularımın tümü cevapsız farkındayım...
Sonunda anlıyorum ki ben hüzünlerin,hiç bir otobüsün uğramadığı son durağındayım..!
[Only Registered Users Can See Links]
Hatıralar mısın seninle tanıştığımız günü...Fırtınalı bir zamandı..
Yorgun bir gün sonrası akşamın karanlığına gizlenmiş iki yetim yürektik ikimiz.Ürkek bakışlarımız vardı..Saklı cümlelerimiz, yaralı geçmişlerimiz.
Sen,
mavi sulardan alınıp tozun toprağın içinde yaşatılmaya çalışan bir balık kadar çaresiz.Ve ben tüm umutları alabora olmuş bir balıkçı kadar ümitsiz.Acılarımız ortaktı, umutlarımız ise yalnızlığa prangalı..Ama pes etmedik.Önüne gelen herşeyi gölgesinin önünde diz çöktüren rüzgara bile bel bükmedik biz.Yüreğimizi kalkan bilip sonuna kadar savaştık aşkımıza zaman biçen herşeyle .
Şimdilerde,
Şimdi sensizliğin akşamını demlemekteyim hayatın isli çaydanlığında..Kim bilir ben bu satırları yazarken satırlara, sen dört duvar arasında sana biçilmiş “ mutluluk” rollerinde oynamaktasın..Sahne de sen..Başrollerde sen..Oysa ben senin yarım bıraktığın bu aşkın ayrılığa kalansız bölünen acılarında bana verilen repliklerini oynuyorum…Perdelerin ardında sözlerini unutmuş figuran gibi her gece sensizliğin içinde senli hatıralarımı oynuyorum..Ve kalabalık sokaklarda karşılaştığım her kadın gözüne yenilmişliğimin ilanını karalıyorum on puntoluk harflerle…Şimdi yüreğimin seni seven kepenklerini indirip baktığım her kadının gözlerinde “ sana gecikmişliğimi“ görmek için üzerime suskunluğumu giyiniyorum..Ve gördüğüm her gözde anlıyorum ki; biz iki yakası hiçbir zaman birbirine kavuşmayacak iki uçurumuz..Biz seninle aynı cümlede iki yabancıyız artık…
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de. Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, okudun okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki “söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım. ...
Geçmişim selamımı alır mı bilmem ama bildiklerim canımı yakıyor..!Bildiklerimin sancısıyla kıvranmaktansa,bilinmezliğin karanlığında yolumu bulmayı tercih ederdim oysaki..!
" Oysa " lar," keşke " ler zehir tadında...
Kurumuş bir gül yaprağından medet umar haldeyken,hangi bestenin notalarına teker teker şiir yazsam da kurtulsam bu karanlıklardan ?
Sorularımın tümü cevapsız farkındayım...
Sonunda anlıyorum ki ben hüzünlerin,hiç bir otobüsün uğramadığı son durağındayım..!